28 Aralık 2011 Çarşamba

Yargıtay, kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğuna ilişkin yeni bir karara imza attı.

Yargıtay uzayan kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle açılan icra davasında, kira sözleşmesinde miktar ve tarih belirlenmediği sürece borcun kefilden alınamayacağına hükmetti.

Daire, sözleşmede aksi belirtilmedikçe, kefilin sorumluluğunun sözleşme imzalandıktan sonra 1 yıl olacağına karar verdi.

İstanbul'da bir ev sahibi, kirasını ödemediği gerekçesiyle 1 yıl süreli kira sözleşmesine dayanarak kiracısından 31 bin 200 lira kira bedelinin ödenmesi ve kiracının tahliyesi talebiyle dava açtı.

İstanbul 14. İcra Hukuk Mahkemesi, kiracı ve kira sözleşmesinde adı geçen kefili hakkında icra takibi başlatılmasına ve kiracının tahliyesine karar verdi.

Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde görüşüldü.

Daire, yerel mahkemenin kiracının tahliyesi ve alacak borcun kiracıdan alınmasına ilişkin kısmını onadı, alacağın kefilden tahsiline ilişkin kısmını ise bozdu.

Dairenin kararında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2006 yılında verdiği bir karara yer verildi.

Hukuk Genel Kurulunun gerekçesinde, kefilin, sözleşmede gösterilen kira süresi boyunca kiracının ödemekle yükümlü olduğu kirayı, ev sahibine karşı sorumlu olduğunun vurgulandığı ve sözleşmenin uzaması halinde kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için ''kefilin sorumluluğunun uzayan dönem için de devam edeceğinin'' sözleşmede açıkça belirtilmesi gerektiğinin belirtildiği kaydedildi.

Kurulun, kefilin sözleşmedeki sorumluluğunun azami hangi süreyle ve hangi miktarla sınırlı olacağının açıkça gösterilmesinin şart olduğu sonucuna vardığı vurgulandı.

Kararda, ''Ne kadar uzayacağı belirsiz bir kira süresine ilişkin olan ve kefili sınırsız bir sorumluluk altına sokan sözleşme hükümleri geçerli değildir'' denildi.

Bu nedenle, taraflar arasındaki kira sözleşmesinde, kefilin sorumlu olacağı süre ve miktarın gösterilmediğine işaret edilen kararda, kefilin sorumluluğunun sözleşmenin düzenlendiği tarihten itibaren 1 yıl süreyle sınırlı olduğu, bu nedenle kefil hakkında kira alacağına hükmedilmesinin doğru olmadığı belirtildi. 

Ücretliler için 2012 yılı vergi had ve tutarları

Her yıl ocak ayında başta vergi ve sosyal güvenlik olmak üzere birçok parametrede değişiklikler olur. 2011′de uygulanan had ve tutarların 2011 yılı için %10.26 (on virgül yirmi altı) olarak tespit edilen yeniden değerleme oranında arttırılması suretiyle belirlenen ve 2012 takvim yılında uygulanacak olan had ve tutarlar 26 Aralık 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 280 Seri Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile tespit edilmiştir.
1- Gelir vergisi tarifesi
GVK’nın 94 ve 98′inci maddelerinde, ücret ödemeleri üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılacağı ve yapılan kesintilerin ödemeyi yapanlarca vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edileceği, vergi kesintisinin yapılması sırasında, GVK’nın 103 ve 104′üncü maddeleri göz önünde bulundurularak ücret gelirlerinin de artan oranlı vergi tarifesine göre yıllık olarak vergilendirileceği belirtilmiştir.
GVK’nın 103′üncü maddesinde yer alan vergi tarifesinin gelir dilim tutarları GVK’nın mükerrer 123′üncü maddesinde yer alan kurala göre, her yıl bir önceki yıla ilişkin yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle tespit edilmektedir. Ayrıca, Bakanlar Kurulu bu suretle tespit edilen tutarları yüzde 50′sine kadar artırmaya veya indirmeye yetkilidir.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 103′üncü maddesinde yer alan gelir vergisine tabi gelirlerin vergilendirilmesinde esas alınan tarife, 2012 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınmak üzere aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiştir.
10.000 TL’ye kadar %15
25.000 TL’nin 10.000 TL’si için 1.500 TL, fazlası %20
58.000 TL’nin 25.000 TL’si için 4.500 TL (ücret gelirlerinde 88.000 TL’nin
25.000 TL’si için 4.500 TL), fazlası %27
58.000 TL’den fazlasının 58.000 TL’si için 13.410 TL (ücret gelirlerinde
88.000 TL’den fazlasının 88.000 TL’si için 21.510 TL), fazlası %35
2- Yemek İstisna Tutarı
Gelir Vergisi Kanunu’nun 23′üncü maddesinin 8 numaralı bendinde yer alan, işverenlerce işyeri veya işyerinin müştemilatı dışında kalan yerlerde hizmet erbabına yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı, 2012 takvim yılında uygulanmak üzere 11.70 TL olarak tespit edilmiştir.
3- Sakatlık indirimi tutarları
Artan oranlı vergi tarifeleri, gelir vergisindeki sakatlık indirimi, sosyal hukuk devletinin damgasını taşıyan bir özelliktir. Sakatlık indiriminden yararlanan bir ücretlinin gelir vergisi matrahı hesaplanırken sakatlık indirimi mahsup edilecek, sakatlık indiriminin mahsubundan sonra kalan gelir vergisi matrahı üzerinden hesaplanan gelir vergisi tutarından da yıllık asgari geçim indirimi tutarının 1/12′sinin mahsup edilmesi gerekmektedir. GVK’nın 3l’inci ve 89/3′üncü maddelerine göre sakatlık indiriminden yararlanacak olanlar şunlardır:
- Özürlü hizmet erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan hizmet erbabı,
- Özürlü serbest meslek erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan serbest meslek erbabı,
- Basit usulde vergilendirilen özürlüler.
Bakmakla yükümlü olunan kişi özürlü kişinin tabi olduğu çalışma mevzuatı veya bağlı bulunduğu sosyal güvenlik kurumunun mevzuatına göre bakmakla yükümlü sayılan anne, baba, eş ve çocukları olup, çocuklarda yaş sınırlamasına gidilmeyecektir.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 31′inci maddesinde yer alan sakatlık indirimi tutarları, 2012 takvim yılında uygulanmak üzere;
- Birinci derece sakatlar için 770 TL,
- İkinci derece sakatlar için 380 TL,
- Üçüncü derece sakatlar için 180 TL olarak tespit edilmiştir.

İbrahim IŞIKLI / SOSYAL GÜVENLİK VE İŞ HUKUKU

DÖNEM SONUNDA GİDER VE GELİR TAHAKKUKLARININ YAPILMASI UNUTULMAMALIDIR.

1-) Kredi faizleri;
İşletmelerde kullanılan ancak değerleme günü itibariyle henüz vadesi gelmemiş kredilere ilişkin cari vergilendirme dönemi içinde kalan vade kısmına Vergi Usul Kanununun 285 inci maddesi gereğince hesaplanacak faizin, kredinin kullanma yeri ve kredinin kısa veya uzun vadeli olmasına göre 381 veya 481 GİDER TAHAKKUKLARI HESABI’ na kaydedilmesi gerekir.

2-) Dövizli işlemlerde değerleme;
Dövize bağlı olarak yapılan işlemlerde, (dövize endeksli alım-satımlarda) dövizli alacak ve borçların değerlemesinin sağlıklı yapılabilmesi, bu işlemlerin doğru bir biçimde izlenebilmesi ve faturaya bağlanması durumunda kayıt kolaylığı bakımından 181 GELİR TAHAKKUKLARI VE 381 GİDER TAHAKKUKLARI HESABI’ nın kullanılmasını tavsiye ediyoruz.

3-) Mevduat faizinin beyanı;
Vadeli mevduat ve repo faizlerinin dönem sonu itibariyle gün hesabının yapılarak gelir tahakkuklarının yapılması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Vadesi 2012 yılı içinde dolan vadeli mevduat ve reponun getirisi hesaplanarak gelir kaydı yapıldığı için vadesi dolan mevduatın gelir vergisi 01.01.2012 – 25.04.2012 tarihleri arasında kesilmişse, bankadan alınacak yazı üzerine, beyana isabet eden gelir (stopaj) vergisi hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilecektir.

4-) Yurtdışına ödenen marka, royalty, vs. ödemeleri;Sözleşmeye dayalı olarak YURTDIŞINA ürün başına ödenen MARKA, ROYALTY, VS. bedellerin faturası genelde bir sonraki yıl (2012’ de) gelmektedir. Ancak, gider 2011 yılını ilgilendirdiği için DÖNEMSELLİK İLKESİ gereği yıl sonunda GİDER tahakkukunun yapılması gerekir. Ürün başı bedel ve ürün sayısı belli olduğu için bu hesabı yapmak çok kolaydır. Aynı türde GELİR elde eden şirketlerinde GELİR TAHAKKUKU yapması gerekir.

YIL SONU CİRO PRİMİ TUTARLARI NETLEŞTİRİLEREK FATURALARININ DÜZENLENMESİ UNUTULMAMALIDIR.

Bilindiği üzere ciro primini, üretici, ithalatçı veya toptancı konumundaki firmaların bayi veya alıcı tüccarlara, yaptıkları alım(ciro) tutarının belli limitleri aşması şartına bağlı olarak verdikleri paralar veya sağladıkları menfaatler olarak tanımlamak mümkündür.
Aynı şekilde yurtdışındaki firmada, yurtiçindeki firmanın limiti aşan alımları sebebiyle ciro primi veriyorsa, kesilecek faturanın iç yüzde hesabıyla KDV’ li olması gerekmektedir.
Gelir İdaresi, ciro primine dayanak teşkil eden alımlara ilişkin malların tümü ilgili dönemin sonunda satılmasa bile, ciro primini sonradan yapılmış bir iskonto olarak değil hizmet bedeli olarak kabul ettiğinden stok mal maliyetinden indirilmesi şeklinde muhasebeleştirilmesi mümkün değildir.
Ciro primlerinin %18 oranında KDV hesaplanarak primi alanın düzenleyeceği fatura ile belgelendirilmesi gerekmektedir.
Ciro primlerinin özellikle yıl sonlarında verilmesi nedeniyle faturasının da ilgili dönem içerisinde düzenlenmesi gerekmektedir. Hizmet ve prim 2011’ i ilgilendirdiği halde 2012 kayıtlarına girmesi dönemsellik ilkesine aykırı olduğundan 2012’ de gider kabul edilmemektedir. Bu sebeple yıl sonu itibariyle prim hesabı netleştirilerek faturasının düzenlenmesi gerekir.

27 Aralık 2011 Salı

İşçilere doğum izni


CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, eşi doğum yapan işçiye 3 gün izin verilmesi için kanun teklifi hazırladı.
TBMM Başkanlığına sunulan kanun teklifi, 4857 sayılı İş Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngörüyor. Teklife göre, eşi doğum yapan işçiye 3 güne kadar izin verilecek.
Teklifin gerekçesinde, devlet memurlarına isteği üzerine, eşinin doğum yapması halinde 10 gün babalık izni; kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü halinde de 7 gün izin verildiği hatırlatıldı.
Gerekçede, İş Kanunu’nda ise evlenme, ana veya babanın, eşin, kardeş veya çocukların ölümünde verilmesi gereken izin sürelerinin belirtildiği, ancak işçilere eşi doğum yaptığında izin verileceğine dair bir hüküm bulunmadığı vurgulanarak, şöyle denildi:
”Bu durum çalışanlar açısından ayrımcılığa neden olmaktadır. Zor şartlar altında çalışan işçilerimizin bir nebze de olsa devlet memurları gibi eşit haklara sahip olması gerekmektedir. Bu kanun teklifi ile işçi-memur arasındaki izin adaletsizliği bir nebzede olsa azalacak, mağdur durumdaki işçilere de eşi doğum yaptığında, üç güne kadar izin verilerek mağduriyetleri giderilecektir.”
Artık depreme dayanıklı binalar

23 Aralık 2011 Cuma

Kıdem tazminatında başvuru nasıl olacak? / Resul Kurt

Okurumuz T. Kıvılcım“1973 yılı doğumluyum ve 1993’ten beri sigortalı olarak çalışıyorum. En son şu an çalıştığım şirkette hizmetim 9.5 sene ve toplam prim günüm 4145 gün. Kıdem tazminatımı alarak ayrılmak istiyorum. 1475 Sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesi’ne göre kıdem tazminatımı alabiliyorum. ‘Kıdem tazminatını alabilir’ yazısını SGK il müdürlüğünden aldıktan sonra işverene müracaatım ne şekilde olacak?” diyor.
Son dönemlerde, 15 yılını ve 3600 gününü doldurup kıdem tazminatı almak isteyen okurlarımızdan çok soru geliyor. Daha önce de çeşitli yazılarda zaman zaman değinmiştik. 1999 yılında yapılan kademeli emeklilikle ilgili yasa değişikliğiyle emeklilik için gereken 15 yıl sigortalılık süresi ile 3600 prim gün sayısını doldurup yaşını doldurmayı bekleyen sigortalılara kıdem tazminatı verilmesi gerekmektedir. 08/09/1999 tarihinden önce çalışmaya başlayanlar için aylığa hak kazanma koşullarından yaş dışında en az 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşullarını tamamlayıp, yaşını bekleyen sigortalılara SGK tarafından 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine göre “Kıdem Tazminatı Alabilir” yazısı verilmektedir.
Bu gerekçeyle ve kendi isteğinizle kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde işten ayrıldığınızı işverene kıdem tazminatı alabilir yazısı eklenmiş bir dilekçe ile yazılı olarak vermeniz veya noter aracılığıyla göndermeniz halinde işveren tarafından kıdem tazminatı verilmesi gerekmektedir.
Yaş büyütenler erken emekli olabilir mi?
Okurlarımızdan gelen soruların önemli bir kısmını emeklilik konuları oluşturuyor. Özellikle mahkemeden yaş tashihi yapıp, yaşını büyütenler emekli olurken hangi yaşın dikkate alınacağını soruyor.
Sosyal güvenlik hukukumuzda; kısa vadeli sigorta hükümleri açısından, iş kazasının olduğu veya meslek hastalığının hekim veya sağlık kurulu raporu ile ilk defa tespit edildiği tarih sonrasında oluşacak; uzun vadeli sigorta hükümleri açısından ise ilk defa sigortalı olunan tarihten sonra yapılacak yaş düzeltmelerinin sonuç doğurmaması esası getirilmiş bulunmaktadır.
Söz konusu esas ile bireye dair oluşmuş olan statükonun korunması, tahsis hükümlerinin bir temele dayandırılması, bu çerçevede makro planda sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesinin korunmasının amaçlanmış olduğu görülmektedir.
Sosyal güvenlik mevzuatına göre, ilk defa sigortalı olduğu tarihte geçerli olunan emeklilik açısından dikkate alınmakta olup, işe giriş tarihinden sonra yaptırılan yaş düzeltmeleri emeklilik hesabında dikkate alınmamaktadır.Yargı içtihatlarında da genel kabul gören ve eşitlik ilkesine uygun bulunan bu hukuki durum çerçevesinde sosyal güvenlik sistemi kaynaklı tahsislerde, tahsisi doğuran olgudan sonra yapılacak yaş düzeltmesi işlemleri bir hüküm ifade etmemektedir. Diğer bir deyişle, sigortalı olduğu tarihten sonra yaşını mahkeme kararıyla büyütenler için erken emeklilik söz konusu olmayacaktır.

20 Aralık 2011 Salı

Yeşil Kartlı’lar özel hastaneye gidemeyecek

Yeşil Kart uygulaması, 1 Ocak 2012’den itibaren kaldırılacak. Genel Sağlık Sigortası kapsamına girecek olan Yeşil Kartlı’lar ancak istisnai durumlarda özel hastanelere sevk edilebilecek.
.
Buna ilişkin yasa tasarısında, Yeşil Kart sahiplerinin sevk usullerinde, Genel Sağlık Sigortasına devredilmesinden sonra da mevcut uygulamanın aynı şekilde devam ettirilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verilmesi öngörülüyor. 

1 Ocak 2012’den itibaren Yeşil Kart sahiplerinin Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmaları ile Yeşil Kartlı’ların özel hastanelerden yararlanabileceklerine dair çıkan yorumların gerçeği yansıtmadığı kaydedildi
Yeşil Kart uygulamasının yılbaşından itibaren kaldırılarak, bu kişilerin Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmasının, mevcut uygulamayı değiştirmeyeceği, Yeşil Kartlı’ların özel hastanelerde tedavi olamayacakları bildirildi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanan “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 8. maddesinde, Yeşil Kartlı’ların sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacakları anlatılıyor. Tasarının gerekçesinde, Yeşil Kart sahipleri 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınacakları için, Yeşil Kart sahiplerinin sevk usullerinde, Genel Sağlık Sigortası’na devredilmesinden sonra da mevcut uygulamanın aynı şekilde devam ettirilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verilmesi öngörülüyor. Buna göre, “Yeşil Kartlı’lar da artık özel hastanelerden yararlanabilecek” şeklinde çıkan yorumlar gerçeği yansıtmıyor.
Edinilen bilgiye göre, Yeşil Kart sahipleri ancak yoğun bakım gibi istisnai durumlarda özel hastanelerde sevk edilerek tedavi görebilecek.
Tasarı’nın 8. maddesi ve gerekçesi şöyle:
“5510 sayılı Kanun’un 70. maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir:
60. maddenin birinci fıkrasının c bendinin 1, 3 ve 9 numaralı alt bentlerinde sayılanların, kurumla sözleşmeli üniversite ve istisnai hallerde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilme koşulları ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar kurum tarafından belirlenir.”
“Gerekçe: Madde ile Yeşil Kart sahiplerinin 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınması sebebiyle, bu kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanma usulleri belirlenmektedir. Bu itibarla Yeşil Kart sahiplerinin sevk usullerinde, Genel Sağlık Sigortası’na devredilmesinden sonra da mevcut uygulamanın aynı şekilde devam ettirilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verilmesi öngörülmektedir.”