15 Eylül 2011 Perşembe

SGK rapor parası kuralları



Eski Bağ-Kur sigortalıları, 5510 Sayılı Kanun’la birlikte 4/b statüsü sigortalıları olarak adlandırılmaya başlandı. Kanun bu statüdeki sigortalılara kısa vadeli sigorta kolları açısından bir takım yeni imkanlar da sağladı. Örneğin iş kazası ve meslek hastalığı ile analık halleri nedeniyle istirahatlı kaldıkları sürede geçici işgöremezlik geliri ya da halk dilinde bilinen ismiyle rapor parası ödenmesi gibi…

Ancak normal hastalık halinde 4/b (eski Bağ-Kur) sigortalılarına rapor parası hakkı verilmiş değil. Keza şirket ortaklığından dolayı 4/b statüsü sigortalısı olanlara da analık halinde rapor parası ödenmiyor. Ayrıca bu statüdeki sigortalılara, rapor parası ödenmesi konusunda ilave bazı koşullar da mevcut. Bir kere bunların genel sağlık sigortası primleri dahil olmak üzere prim ve prime ilişkin her türlü borçlarını ödemiş olmaları gerekiyor. Kısacası, prim borcu olanın, iş kazası veya meslek hastalığı ya da analık işgöremezliğinde rapor parası alma imkanı yok.

YATARAK TEDAVİ 
Bir başka koşul da yatarak tedavi ile ilgili. Bu sigortalılar, ancak yatarak tedavi gördükleri veya yatarak tedavi sonrası aynı tedavinin devamı kapsamında verilen ayaktan istirahat süresince geçici işgöremezlik ödeneği alabilir. Bunun tek istisnası, analık halindeki doğum öncesi ve sonrası istirahat süreleri için geçerli. Bu sürelerde rapor parası alabilmek için yatarak tedavi koşulu bulunmuyor. Kısacası kanunun 4/b sigortalılarına sağladığı rapor parası hakkı, yine kanunda yer alan bazı koşullarla hayli sınırlanmış. Örneğin, ufak tefek iş kazalarında 4/b statüsü sigortalısının rapor parası almasına imkan bulunmuyor.

Rapor parası ile ilgili sürekli kafa karıştıran bir konu da ödeneğin miktarı, daha doğrusu hesaplanma şekli ile ilgili. Ödeneğin tutarı, en başta sigortalının ödenek hesabında dikkate alınacak günlük kazanç miktarına bağlı. Günlük kazancın hesaplanma şekli ise 5510 Sayılı Kanun’un 17. maddesinde gösteriliyor. Ayrıca günlük kazanç, sadece geçici işgöremezlik ödemelerinde değil, iş kazası veya meslek hastalığı dolayısıyla ölüm veya maluliyette sigortalı ya da hak sahiplerine bağlanacak sürekli işgöremezlik gelirlerinin hesaplanmasında da dikkate alınır. Günlük kazancın hesabı için öncelikle iş kazası ya da doğumun olduğu, hastalık veya meslek hastalığında ise işgöremezliğin başladığı tarihten geriye doğru on iki aylık döneme bakılır. Bu dönem içerisindeki sigortalı adına prim ödenen son üç ayın prime esas kazançlar toplamı bulunur. Bu üç aylık kazançlar toplamı, aynı dönemdeki prim gün sayısına bölünerek, ödenek hesabında dikkate alınacak günlük kazanca ulaşılmış olur. 

ARİZİ ÖDEMELER
Örneğin 2011/Eylül ayında iş kazası geçiren sigortalının günlük kazancı hesaplanırken öncelikle 2011/Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarına bakılacak ve bu üç aydaki prime esas kazançlar toplamı, bu üç aydaki prim gün sayısına bölünecektir. Sigortalı, geriye doğru on iki aylık sürede çalışmamış ve henüz işe girdiği ay iş kazası geçirip işgöremezliğe uğramışsa, bu defa işe başladığı tarih ile işgöremezliğe uğradığı tarih arasındaki kazanç ve gün sayılarına bakılır. Hatta işçi, işe başladığı gün iş kazası geçirmiş ve henüz ücret almamış olabilir. Bu durumda günlük kazanç tespiti aynı veya emsal işte çalışan benzer bir sigortalının günlük kazancı esas alınarak saptanır. Nitekim en kötü ihtimalle, bir kanuni karine olarak asgari ücret dikkate alınacaktır.
.
Sigortalı işyerinde, normal ücreti dışında belirli aralıklarla prim ikramiye ve benzeri nitelikteki arizi ödemeler de alabilir. Bu durumda, ücret dışındaki ödemelerin bir kısmı da ödeneğe esas günlük kazancın hesabında dikkate alınır. Sigortalının önce, sadece normal ücreti göz önünde bulundurularak günlük kazancı hesaplanır. Ardından prim ikramiye ve bu türden ödemeler dikkate alınarak ikinci bir hesaplama yapılır. Prim, ikramiye ve benzeri ödemelerin eklenmesi suretiyle bulunan günlük kazancın ancak, sadece normal ücret dikkate alınarak hesaplanan günlük kazancın yüzde elli fazlasına kadar olan kısmı dikkate alınabilir. Örneğin sigortalının sadece son üç aydaki normal ücretleri ile hesaplanan günlük kazancı 60-TL ise prim ikramiye v.b. ödemeler dikkate alınarak bulunan günlük kazancın 90-TL’sine kadar olan kısmı dikkate alınır. Daha fazlası ödenek hesabında göz önünde bulundurulmaz.

FARKLIK OLABİLİR
İşte prim ikramiye v.b. arizi ödemelerin işgöremezliğin başladığı tarihten önceki son üç aylık dönem içerisinde yapılıp yapılmadığı, sigortalılar arasında günlük kazancın buna bağlı olarak da alacağı rapor parası miktarını doğrudan etkiler. Dolayısıyla aynı işyerinde çalışan ve birbirine yakın ücretleri alan sigortalılara, SGK tarafından farklı tarihlerde ödenen rapor paralarının miktarları da farklı olabilir. Farklılığın kaynağını bilemeyen sigortalılar da zaman zaman bu duruma itiraz edip yakınabilir. Rapor parasını doğrudan etkileyen bir başka unsur ise tedavinin yatarak ya da ayaktan yapılmasıdır. Çünkü günlük geçici işgöremezlik ödeneği, yatarak tedavilerde günlük kazancın yarısı, ayaktan tedavilerde ise üçte ikisi üzerinden hesaplanır.
Celal Kapan
http://www.yeniasir.com.tr/Yazarlar/celal_kapan/2011/09/16/sgk-rapor-parasi-kurallari

Son KDV açıklamaları


Mevzuatın toplanması çalışmaları
Ekonomik ve sosyal değişime paralel olarak, çok sayıdaki vergi düzenlemeleri, vergi sistematiğini bozmakta, mevzuatın dağılmasına, izlenebilir olmaktan uzaklaşmasına yol açmaktadır.


Bu olumsuz durumun önlenmesi için bir süre önce Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yeniden yazılıp yasalaşmasıyla başlayan gelişmeler, başta Gelir Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu olmak üzere diğer vergi kanunlarının yeniden yazılması çalışmalarıyla devam etmektedir.
Bir başka çalışma, ikincil mevzuatın yenilenmesiyle ilgilidir. Bu kapsamda her bir kanuna ilişkin genel tebliğler tek tebliğde toplanmaya çalışılmaktadır. 6183 sayılı Kanunla ilgili tebliğler tek tebliğde toplanmış, KDV tebliğlerinin konularına göre farklılaştırılarak birkaç tebliğde toplanması çalışmaları da bildiğimiz kadarıyla belli bir aşamaya gelmiştir.
Benzer bir çalışma sirküler konusunda da yapılmaktadır. Çalışmanın ilk ürünü 2003, yılından bugüne kadar yayımlanan 59 sirkülerin tek sirkülerde toplanmasıyla ortaya çıkmıştır.
Yeni yayımlanan 60 sayılı KDV sirküleriyle, daha önce yayımlanan 59 sirküler yürürlükten kaldırılmış, söz konusu sirkülerlerde yer alan açıklamalar tek sirkülerde toplanmıştır.
60 sayılı sirkülerin içeriği
60 sayılı KDV sirkülerinde esas olarak kaldırılan sirkülerlerde yer alan açıklamalar, ifadeleri değiştirilerek veya olduğu gibi korunarak yer almıştır.
Bunun yanında sirkülerde, yeni bazı konulara ilişkin önemli açıklamalara da yer verilmiştir.
Sirküler orta büyüklükteki bir kitap boyutundadır. Bu büyüklükteki bir dokümanda yer alan yeni açıklamaların bilgi yoğunluğu içinde kaybolup gitmemesi için, aşağıda sirkülerin önemli görülen bir kısmı özetlenecektir. Bu konulardan bazılarıyla ilgili görüşlerimiz ise izleyen makalelerde ayrıntılı olarak açıklanacaktır.
Sirkülerde yer alan önemli açıklamalar
60 sayılı KDV sirkülerinde yer alan önemli bazı açıklamalar aşağıda özetlenmiştir:
- Türkiye’de yerleşik bir mükellefin, yine Türkiye’de yerleşik bir başka mükellefe yurt dışında verdiği hizmetin verginin konusuna girmediği, doktor ve avukat örneği üzerinden açıklanmıştır. Bu açıklama, Türkiye’de katma değer vergisi yüklenildiği ancak hizmetin yurt dışında verildiği durumlarda, işlem hizmet ihracı sayılmadığı için yüklenilen KDV’nin iadesini ortadan kaldırması açısından önemlidir.
- Türkiye’deki bir firmanın yurt dışından ithal edeceği mallara ilişkin olarak yurt dışındaki firmalardan yurtdışında aldığı kalite kontrol ve benzeri hizmetler, hizmetten Türkiye’de yararlanıldığından, KDV’ye tabidir.
- İşin sözleşme şartlarına uygun yapılmaması, işin verilen süre içerisinde tamamlanmaması, sözleşmenin feshedilmesi gibi nedenlerle tazminat, cayma bedeli vb. adlarla yapılan cezai şart mahiyetindeki ödemeler, herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından KDV’nin konusuna girmez.
- Gelir vergisi açısından gayrimenkul sermaye iradı olarak tanımlansa dahi, bir işletme veya müessesenin belirli bir bedel ve süre dahilinde başkasının kullanımına bırakılması şeklindeki işletme hakkının kiralanması işlemleri KDV’ye tabidir. Bu çerçevede örneğin; kamu kurum ve kuruluşlarınca verilen işletme hakkı devirleri KDV’ye tabi olacaktır.
- Hasılat paylaşımı ve gelir paylaşımı gibi yöntemlerle yapılan inşaat işlerinde, bağımsız birimlerin üçüncü şahıslara satışında, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihte sadece müteahhit tarafından üçüncü şahıslara fatura düzenlenir ve faturada gösterilen toplam bedel üzerinden bağımsız birimin niteliğine göre %1 veya %18 oranında KDV hesaplanır.
- Yurt dışındaki müşteriler için ifa edilen hizmetler, hizmetin ifa edildiği dönemde, bedelin döviz olarak Türkiye’ye gelmesi beklenilmeden ihracat istisnası kapsamında beyan edilir. Bu şekilde beyan edilen işlemlerle ilgili yüklenilen ve indirim konusu yapılamayan vergilerin iadesi, hizmet bedeli döviz olarak Türkiye’ye gelmeden yerine getirilmez.
- Finansal kiralama şirketleri aracılığıyla gerçekleştirilecek yatırımlarda; finansal kiralama şirketi ile yatırımcı arasında yapılan sözleşmede belirtilen sürenin sonunda, makine-teçhizatın yatırımcının mülkiyetine geçmemesi veya yatırımın teşvik belgesinde öngörüldüğü şekilde gerçekleşmemesi halinde, finansal kiralama şirketine yapılan teslim sırasında alınmayan vergi yatırımcıdan vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faiziyle birlikte tahsil edilir.
- Serbest bölge içinde gerçekleşen hizmet ifaları KDV’den istisnadır. Hizmeti ifa edenin serbest bölgede faaliyette bulunma ruhsatının olup olmamasının istisna uygulanmasına etkisi yoktur.
- Teknoloji geliştirme bölgesinde üretilse dahi, KDV Kanunu’nun geçici 20. maddesinde sayılanlar dışındaki teslim ve hizmetler istisna kapsamına girmez. Dolayısıyla; oyun programları, network uygulamaları gibi yazılımlar istisna kapsamında değildir. Bu yazılımların istisna kapsamında sayılmamasının gerekçesi sirkülerde yer almamaktadır. Açıklamada yer alan “gibi” ifadesinin hangi yazılımları nitelediği de anlaşılamamaktadır.
- Teknoloji Geliştirme Bölgesinde faaliyette bulunan bir firmanın, bölgede ürettiği yazılım programı satışı ile bu yazılıma yönelik güncelleme işi KDV’den istisnadır. Güncelleme dışında bu yazılımla ilgili verilen bakım, destek hizmetleri istisna kapsamında yer almaz.
- İmalatçılardan ihraç kayıtlı olarak satın alınan malları ihraç edenlerin yüklendiği KDV için iade talebinde bulunabileceği KDV tutarı, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanması sonucu hesaplanan tutar ile ihraç kayıtlı teslim bedeli üzerinden hesaplanan KDV arasındaki farkı aşamaz. Bu çerçevede, ihracatçıya yapılacak azami iade tutarı, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanarak hesaplanır.
- Geçmiş vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak bir düzeltme beyannamesi verilmesi halinde, en son KDV beyannamesi de dâhil olmak üzere aradaki tüm KDV beyanlarının buna göre düzeltilmesi gerekir. Ancak, düzeltme beyannamesinin verildiği dönemden en son vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesine kadar, bu düzeltme neticesinde aradaki vergilendirme dönemlerinde ödenecek bir vergi çıkmaması kaydıyla, her bir dönem için ayrı ayrı düzeltme beyannamesi verilmesine gerek yoktur. Bu tür durumlarda düzeltmenin yapıldığı vergilendirme dönemi ile en son vergilendirme dönemine ilişkin, düzeltme beyannamesi verilmesi yeterlidir.
- Finansal kiralamaya konu olup sözleşme süresi sonunda mülkiyeti kiracı şirkete geçen taşınmazların kiracı şirket tarafından satışında, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesindeki “Kurumların aktifinde iki tam yıl süreyle bulunma” koşulunun gerçekleşmesinde, taşınmazın kiracı şirket tarafından iktisap edildiği tarih esas alınır.
Değerlendirme
Takdire değer bir mükellef hizmeti olan ikincil mevzuatın toparlanması ve daha sistematik hale getirilmesi çalışmaları, önemli bir ihtiyacı karşılamaktadır. Bu çalışmalar kapsamında yayımlanan dokümanlarda yer alan birçok görüş ve yoruma katılmamamız, bu çalışmaların değerini azaltmamaktadır.
Yapılan açıklamaların, vergi hukukçularının ve uygulamacıların görüş ve değerlendirmeleri ile yargı kararları çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesi her zaman mümkündür.
Beklentimiz bu tür çalışmaların hızlandırılarak devam ettirilmesi, 60 sayılı KDV sirkülerinde olduğu gibi ilgililerin görüşlerinin alınması ve bu görüşlere olabildiğince değer verilmesidir.


Recep BIYIK / VERGİ PORTALI


13 Eylül 2011 Salı

15 yıl ile kıdem tazminatını alanlar yeniden işe girebilirler


1475 sayılı eski İş Kanunu’nun yürürlükte kalan tek maddesi olan 14 üncü maddesine göre, 4857 sayılı İŞ Kanunu’na tabi çalışanların 15 yıllık sigortalılık süresi ve en az 3600 günü tamamlamaları şartıyla, en son çalıştıkları işyerinde en az bir tam yıl çalışmış olmak diğer koşuluyla işlerinden kendileri ayrılarak kıdem tazminatı alma hakları var. Aynı işçinin daha sonra emeklilik yaşını beklerken artık bir daha çalışmaması düşünülemez.

Üniversiteden yeni mezun oldum, bir firmada personel sorumlusu olarak işe başladım, insan kaynakları üzerine yüksek lisans yapıyorum,  bu konuda her gün yeni şeyler öğreniyorum. Kendimi geliştirmek istiyorum. Size danışmak istedim. Firmamızda şu aralar gündemde olan konu 1475 sayılı kanunun 14 maddesindeki şartları sağlayan personellerimiz SGK’dan yazılarıyla birlikte gelip istifa edip tazminat alarak gitmeye başlamaları. Benim anladığım kadarıyla Bu maddenin anlamı emeklilik yaşımı evde beklemek için işten ayrılıyorum. İnceleme fırsatı bulduğum kaynaklarda ve bilgisine danıştığım benden kıdemli kişiler beni ikilemde bıraktılar, konuda şu; eğer işçi yaş şartı dışındaki şartları sağlayıp SGK’dan bu yazı ile işten ayrılıp ta farklı bir yerde iş başı yaptığında, tazminat alıp işten ayrıldığı firma işçinin yaşını beklemek için ayrıldığını belirterek tazminat alıp ayrıldığını ve bu nedenle çalışmaması gerektiğini savunup karşı dava ile tazminatı geri isteyebilme hakkı doğuyormuş. Diğer kaynaklarda da, çalışmanın anayasal bir hak olduğu böyle bir savunma ile karşı dava açılamayacağını belirtiyorlar. 1475 sayılı kanun ve benim ikilemde kaldığım Konu ile ilgili En doğru bilgiyi sizden alacağımı düşündüm bana yardımcı olursanız çok mutlu olurum. Didem Tekcan

08.09.1999 günü Resmi Gazete’de yayımlanan 4447 sayılı Kanun’a kadar SSK’lı kadınlar 20 ve erkekler 25 yıllık sigortalılık süresi ve 5000 günle emekli olabiliyorlardı. Bu Kanun’la birlikte bu şartlara ilave olarak üçüncü olarak bir de yaş şartı getirildi.   Yani, süresini tamamlayan birisi belli bir yaşı tamamlamadan emekli aylığı alamayacaktı
***Yaşı bekleyenler kıdemi alabilir maddesi de geldi
Emeklilikte, yaş şartı getirildi ama işçilere bir de yaş şartı hariç diğer şartları tamamladıklarında emeklilik yaşlarını evlerinde beklemeleri hakkı da 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesine 5’inci bent olarak eklendi. İşte burada işyerinde kıdem tazminatı alarak ayrılma niyetinin ne olduğu çok önemli. Şayet, emeklilik yaşınızı beklemek üzere evinde dinlenmek üzere ayrılıyorsanız kıdem tazminatı alma hakkı var. Yok aslında başka bir işyerinde iş buldunuz ama bu işyerindeki kıdem tazminatını alıp diğer işyerinde işe başlama niyeti varsa bu durumda kıdem tazminatı alma hakkınız yok.
***Niye okumak makinası yok
Fakat, daha teknolojik gelişmeler niyet okuma makinası icat da edemediler.  Bu hakkı kullanmak için bağlı olunan Sosyal Güvenlik Merkezinden “Kıdem Tazminatı Alabilir” yazısı alıp işverene vermek gerekir. Normal şartlarda bu belgenin bir defa verilmesi yerinde olur ama SGK bu konuda daha önce verdiği belgeleri saklamadığı ve bilgisayarlarına da işlemediği için birden fazla alma hakkı ve birden fazla defa kullanma hakkı olabiliyor.
***İşe girmek de yasak değil
Öte yandan, gerçekten emeklilik yaşını evinde beklemek üzere işyerinden ayrılıp, kıdem tazminatını alana ama bir müddet sonra planların uymadığından veya başka sebeplerle karar değiştirip bir başka işyerinde işe başlamak ise yasak değil. İşte burada cevabı verilecek soru şu, işyerinden kıdem tazminatı alıp giderken gerçek niyeti-amaç nedir? Amaç başka bir işyerinde işe girmek ise kıdem tazminatı hakkı değil. Bu konuda yargının görüşü de bu doğrultuda olup size örnek bir mahkeme kararından bazı bölümler veriyorum.
Örnek yargı kararı
Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi Esas: 2006/2716, Karar: 2006/8549, Tarih: 04.04.2006

ÖZET: 506 Sayılı Kanun’un 60. maddesinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya yine aynı kanunun geçici 81. maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle işçilerin kıdem tazminatına hak kazanabileceği hükme bağlanmıştır. Düzenlemenin amacı, pirim ödeme ve sigortalılık süresi yönünden emeklilik hakkını kazanmış olsa da diğer bir ölçüt olan emeklilik yaşını beklemek zorunda olan işçilerin, bundan böyle çalışma olmaksızın işyerinden ayrılmaları halinde kıdem tazminatı alabilmelerini sağlamaktır. Şüphesiz işçinin bu ayrılmasından sonra yeniden çalışması gündeme gelebilir ve Anayasal temeli olan çalışma hakkının ortadan kaldırılması beklenmemelidir. Bu itibarla işçinin ilk ayrıldığı anda iradesinin tespiti önem kazanmaktadır. (506 s. SSK. m. 60, geçici madde 81) (1475 s. İş K. m. 14)
http://www.alitezel.com/tezel/index.php?sid=yazi&id=4810

Faturaların yevmiye defterine topyekun halinde yazma usulü hakkında

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞIANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)



Sayı : B.07.1.GİB.4.06.18.02-32219-7661-331 01/06/2011
Konu : …
İlgi dilekçenizde, Başkanlığımız … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numaralı mükellefi olduğunuzu ve “Eczacılık Ürünleri ve Kimyevi Maddeler Perakende Satışı” faaliyeti ile iştigal ettiğinizi belirterek, faaliyetiniz sürecinde aynı gün içerisinde aynı ecza deposundan çok sayıda ilaç veya malzeme alımı yapabildiğinizden ve bu nedenle çok sayıda ilaç veya malzeme alım faturası aldığınızdan bahisle bu faturaların yevmiye defterine gün sonunda her bir fatura bilgisine ayrı ayrı yer verilmeksizin tek bir kalemde faturaların toplam tutarı üzerinden topluca kaydedilmesinin mümkün olup olmadığı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun kayıt zamanına ilişkin 219′uncu maddesinde; “Muameleler defterlere zamanında kaydedilir.

Şöyle ki:a) Muamelelerin işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin intizam ve vuzuhunu bozmayacak bir zaman zarfında kaydedilmesi şarttır. Bu gibi kayıtların on günden fazla geciktirilmesi caiz değildir.
b) Kayıtlarını devamlı olarak muhasebe fişleri, primanota ve bordro gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten müesseselerde, muamelelerin bunlara işlenmesi, deftere işlenmesi hükmündedir. Ancak bu kayıtlar, muamelelerin esas defterlere 45 günden daha geç intikal ettirilmesine cevaz vermez….” denilmektedir.

Mezkur Kanun’un açık hükmü gereğince, muameleler, işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin düzen ve açıklığını kaybetmeyecek bir zaman zarfında Vergi Usul Kanunu’nun yukarıda yer verilen 219′uncu maddesinde yer alan süreler içerisinde kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir.

Buna göre, faaliyetiniz sürecinde aynı gün içerisinde aynı ecza deposundan yapmış olduğunuz çok sayıda ilaç veya malzeme alımına ilişkin faturaların yevmiye defterine, gün sonunda her bir fatura bilgisine (mükellefin adı-soyadı/unvanı, tarih, seri ve sıra numarası)ilgili yevmiye maddesine ait hesapların alt hesaplarında ayrıntılı olarak yer verilmesi suretiyle tek bir yevmiye maddesi ile kaydedilmesi mümkün bulunmaktadır.
Diğer yandan, işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin düzen ve açıklığını kaybetmeyecek şekilde her bir faturanın düzenlenme tarihinden itibaren mezkur maddede yer alan kayıt süreleri dikkate alınarak kayıtlara intikal ettirilmesi gerekeceği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.
(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.